Yapay zekâ yarışında rekabet artık yalnızca daha güçlü modeller geliştirmekle sınırlı değil. Ülkeler, verilerini ve kritik dijital altyapılarını kendi sınırları içinde tutabilmek için yeni bir mücadeleye giriyor. DT Cloud Kurucu CEO’su Tolga Dinçer’e göre çip tedarikinden veri merkezlerine, jeopolitik krizlerden savunma politikalarına kadar pek çok gelişmenin arkasında yapay zekâ altyapıları üzerindeki hâkimiyet mücadelesi bulunuyor.
RÖPORTAJ: ÜRÜN DİRİER
Dünyada yapay zekâ yatırımları hızla büyürken, teknoloji alanındaki küresel rekabet de yeni bir boyut kazanıyor. Bugüne kadar gelişmiş yapay zekâ modelleri geliştirmek ve bu modelleri ekonomik değere dönüştürmek üzerine yoğunlaşan yarış, artık ülkelerin kendi dijital altyapılarına sahip olma mücadelesine dönüşüyor. Veri merkezleri, yarı iletkenler, enerji kaynakları ve iletişim ağları, ülkelerin stratejik bağımsızlığı açısından giderek daha önemli hale geliyor.
DT Cloud Kurucu CEO’su Tolga Dinçer, yapay zekâ ekonomisindeki bu dönüşümü değerlendirirken, dünyanın yeni bir altyapı inşa dönemine girdiğini belirtiyor. Dinçer’e göre geçmişte demir yolları, elektrik şebekeleri ve fiber iletişim ağları ekonomik gelişmenin temelini oluştururken, bugün benzer bir dönüşüm yapay zekâ altyapılarında yaşanıyor.
YENİ DÖNEMİN STRATEJİK ALTYAPISI YAPAY ZEKÂ
Dinçer, teknolojik altyapıların tarihsel gelişimine dikkat çekerek, demir yollarının ülkeler arasında ticareti ve lojistiği geliştirdiğini, elektrik iletim hatlarının sanayileşmenin önünü açtığını, fiber ağların ise küresel veri dolaşımını mümkün hale getirdiğini anlatıyor.
Bugün ise bu veriyi işleyebilecek yeni bir altyapı kuruluyor. Yapay zekâ altyapılarının yalnızca teknoloji şirketlerinin faaliyet alanı olmaktan çıktığını belirten Dinçer, gelişmiş ülkelerin son beş yılda bu alana büyük yatırımlar yaptığını söylüyor.
Dinçer’e göre yapay zekâ artık ekonomik rekabetin ötesinde, ülkelerin savunma ve güvenlik stratejilerinin de bir parçası haline gelmiş durumda.
Bu dönüşümün en önemli sonuçlarından biri ise ülkelerin kritik verilerini yabancı teknoloji altyapılarına bağımlı olmadan işleyebilme ihtiyacı.
VERİ MERKEZLERİNDEKİ YATIRIM HESAPLARI DEĞİŞİYOR
Yapay zekâ ekonomisinin büyüklüğüne ilişkin beklentilerin de değişmeye başladığını belirten Dinçer, ABD’deki veri merkezi şirketlerinin piyasa değerlerinde yaşandığını söylediği sert düşüşleri bu dönüşümle ilişkilendiriyor.
Dinçer’in değerlendirmesine göre, küresel yapay zekâ şirketlerinin 2030’a kadar elde edeceği gelire ilişkin yüksek beklentiler üzerine büyük altyapı yatırımları planlandı. Ancak ülkelerin kendi egemen yapay zekâ altyapılarını kurma eğiliminin güçlenmesi, küresel teknoloji şirketlerinin gelecekteki gelir projeksiyonlarını da etkiliyor.
Dinçer, bu değişimin yaklaşık 5 trilyon dolarlık bir yapay zekâ altyapısı pazarının yeniden şekillenmesi anlamına gelebileceğini savunuyor.
Yeni dönemde ülkelerin yalnızca küresel teknoloji şirketlerinden hizmet almak yerine, kendi veri merkezlerini ve yapay zekâ işlem kapasitelerini oluşturmak için yatırım yapacaklarını belirtiyor.
DİJİTAL KALELER DÖNEMİ BAŞLIYOR
Dinçer’in üzerinde durduğu kavramlardan biri de Digital Fortress, yani dijital kale.
Bu yaklaşım, ülkelerin kritik dijital sistemlerini kendi kontrol ettikleri altyapılarda çalıştırmasını, güvenlik önlemlerini ulusal ölçekte geliştirmesini ve olası krizlerde hizmet sürekliliğini korumasını amaçlıyor.
Dinçer, NATO’nun güvenlik politikalarında da kritik dijital altyapıların korunmasının giderek daha fazla önem kazandığını belirtiyor. Özellikle enerji arz güvenliği, siber güvenlik ve dijital altyapı yatırımlarının savunma stratejilerinin ayrılmaz bir parçasına dönüştüğünü ifade ediyor.
Bu kapsamda ülkelerin kendi teknoloji platformlarını geliştirmesi ve stratejik sistemlerini ulusal sınırlar içinde barındırması gerektiğini savunuyor.
Dinçer, Rus teknoloji şirketi Yandex’in altyapısına yönelik saldırılar ve hizmet kesintileri hakkında aktardığı örneği de dijital egemenliğin önemini göstermek için kullanıyor. Ona göre bir şirketin veri merkezlerinin farklı ülkelerde bulunması, jeopolitik krizlerde altyapı üzerindeki kontrolü zorlaştırabiliyor.
TÜRKİYE İÇİN KRİTİK KONU YERLİ TEKNOLOJİ
Türkiye’nin siber güvenlik mevzuatını ve kritik altyapılara yaklaşımını olumlu değerlendiren Dinçer, ülkenin bu alandaki düzenlemelerini stratejik açıdan önemli buluyor.
Özellikle kritik altyapılarda yerli ve millî teknolojilere öncelik verilmesi yaklaşımının uzun vadede Türkiye’nin dijital bağımsızlığını güçlendirebileceğini düşünüyor.
Dinçer’e göre kritik altyapı kavramı artık yalnızca enerji santralleri, bankalar veya telekomünikasyon sistemleriyle sınırlı değil.
Dijital hizmetlerin günlük yaşamın hemen her alanına yayılmasıyla birlikte finans, ulaştırma, enerji yönetimi, akıllı şehirler ve kamu hizmetleri de bu kapsamda değerlendirilmeli.
Dinçer, kritik sistemleri hizmet kesintisi durumunda toplumsal veya ekonomik kaosa yol açabilecek altyapılar olarak tanımlıyor.
Bu nedenle ülkelerin yalnızca siber saldırılara karşı korunmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda kendi verilerini işleyebilecek yerli teknoloji kapasiteleri geliştirmeleri gerektiğini vurguluyor.
ÇİP SAVAŞLARI YAPAY ZEKÂNIN GELECEĞİNİ BELİRLİYOR
Yapay zekâ altyapılarının kurulmasında karşılaşılan en önemli sorunlardan biri de gelişmiş işlemcilere erişim.
Dinçer’e göre yapay zekâ sistemlerinde kullanılan GPU’ların üretimi ve küresel ölçekte taşınması, jeopolitik gelişmelerden doğrudan etkileniyor.
Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimlerin küresel tedarik zincirleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Dinçer, deniz taşımacılığında yaşanan aksamaların teknoloji yatırımlarının maliyetini artırabileceğini belirtiyor.
Büyük ölçekli yapay zekâ sistemlerinin yalnızca işlemcilerden oluşmadığını, tonlarca ağırlığa ulaşabilen donanım altyapılarına ihtiyaç duyduğunu hatırlatıyor.
Bu nedenle üretim bileşenlerinin tedarik edilmesi kadar, tamamlanan sistemlerin farklı ülkelere ulaştırılması da stratejik önem taşıyor.
Dinçer, çip tedarikinde yaşanan gecikmelerin ve fiyat artışlarının ülkelerin yapay zekâ yatırımlarını yavaşlatabileceğini savunuyor.
Yüksek altyapı maliyetlerinin şirketleri ve kamu kurumlarını önceliklerini yeniden belirlemeye zorlayabileceğini ifade eden Dinçer’e göre, böyle bir ortamda finans ve sağlık gibi alanlara öncelik verilirken bazı sektörlerdeki yapay zekâ projeleri ertelenebilir.
YAPAY ZEKÂ ŞİRKETLERİ İÇİN VERİ EN DEĞERLİ KAYNAK
Küresel yapay zekâ rekabetinde yalnızca donanımın değil, modellerin eğitilmesinde kullanılan verinin de belirleyici olduğunu anlatan Dinçer, büyük yapay zekâ şirketlerinin bilgi kaynaklarına erişim konusunda önemli bir üstünlük elde ettiğini düşünüyor.
Kitapların ve diğer yazılı kaynakların yapay zekâ modellerinin eğitiminde kullanılmasını da bu çerçevede değerlendiriyor.
Dinçer’e göre büyük ölçekli modelleri geliştiren şirketler, sahip oldukları veri ve işlem gücü sayesinde bilgiye erişim ve bilgiyi işleme süreçlerinde önemli bir konuma yerleşiyor.
Bu durum, teknolojiyi kullanan ülkelerin ve şirketlerin küresel yapay zekâ sağlayıcılarına bağımlılığı konusunda yeni tartışmalar doğuruyor.
AÇIK KAYNAK MODELLER YENİ BİR FIRSAT SUNUYOR
Yapay zekâ ekonomisinde yaşanan bir diğer dönüşüm ise açık kaynaklı modellerin yaygınlaşması.
Dinçer, küresel ölçekte geliştirilen güçlü yapay zekâ modellerinin önceki sürümlerinin açık kaynaklı hale getirilmesinin, ülkelerin kendi altyapılarını geliştirmeleri açısından önemli fırsatlar yaratabileceğini belirtiyor.
Bu yaklaşım sayesinde ülkeler, her alanda sıfırdan büyük yapay zekâ modelleri geliştirmek zorunda kalmadan mevcut teknolojileri kendi ihtiyaçlarına göre uyarlayabilir.
Özellikle kritik verilerin ülke içinde tutulması gereken sektörlerde, yerel altyapılarda çalışan yapay zekâ modellerinin daha fazla önem kazanacağını öngörüyor.
TÜRKİYE KÜRESEL YAPAY ZEKÂDAN KOPMAMALI
Türkiye’nin yapay zekâ stratejisinde nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dinçer, yalnızca yerli sistemlere dayalı, dışa kapalı bir modelin doğru olmayacağını düşünüyor.
Türkiye’de Google veya OpenAI ölçeğinde küresel yapay zekâ şirketlerinin gelişmesini arzu ettiğini belirten Dinçer, ancak bu kapasitenin oluşturulmasının zaman gerektirdiğine dikkat çekiyor.
Bu nedenle Türkiye’nin bir yandan kendi kritik dijital altyapılarını kurarken diğer yandan dünyanın en gelişmiş yapay zekâ modellerinden yararlanmaya devam etmesi gerektiğini savunuyor.
Dinçer’e göre en uygun yaklaşım, kritik verilerin ve stratejik sistemlerin yerel altyapılarda tutulduğu, daha geniş bilgi işleme ve akıl yürütme kapasitesi gerektiren alanlarda ise küresel modellerden yararlanıldığı hibrit bir yapı oluşturmak.
Bu modeli enerji piyasalarına benzeten Dinçer, ülkelerin kendi elektrik üretim kapasitelerini korurken uluslararası enerji ticaretinden de yararlandığını hatırlatıyor.
Benzer şekilde yapay zekâ alanında da yerel kapasite ile küresel teknoloji ekosisteminin birlikte çalışabileceğini ifade ediyor.
YENİ EKONOMİNİN TEMELİ ALTYAPI OLACAK
Yapay zekâ alanındaki küresel rekabetin önümüzdeki yıllarda daha fazla altyapı yatırımı doğuracağını öngören Dinçer, donanım üreticilerinin ve teknoloji sağlayıcılarının ülkelerin yerel sistemler kurmasını desteklemek amacıyla yeni finansman modelleri geliştirmeye başladığını belirtiyor.
Uzun vadeli krediler, donanım tedarik anlaşmaları ve yerel veri merkezi yatırımlarının bu dönüşümün önemli parçaları olacağını ifade ediyor.
Elon Musk’ın uydu iletişimi ve uzay tabanlı bilgi işlem altyapılarına yönelik girişimlerini de bu küresel yarışın bir parçası olarak değerlendiriyor.
Dinçer’e göre gelecekte yapay zekâ alanında belirleyici güç, yalnızca en gelişmiş modeli üreten şirketler olmayacak. Veriyi barındırabilen, işleyebilen ve bunu güvenli biçimde sürdürebilen ülkeler de yeni ekonomik düzenin önemli aktörleri arasında yer alacak.
Bu nedenle şirketlerin ve kamu kurumlarının yapay zekâyı yalnızca bir yazılım veya verimlilik aracı olarak değil, uzun vadeli bir altyapı ve stratejik bağımsızlık meselesi olarak değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.


Bir Cevap Yazın