Türkiye’de gündelik sorunlara yaratıcı çözümler üretmek yaygın. Ancak yeni bir fikir ortaya atmak, risk almak ve farklı düşünmek söz konusu olduğunda tablo değişiyor. Brand Week Istanbul’da açıklanan Türkiye’nin Yaratıcılık Raporu, bu çelişkiyi rakamlarla ortaya koydu.
MediaCat, Veri Enstitüsü ve BAREM işbirliğiyle hazırlanan araştırmanın sonuçlarını Kapital Media Group Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan paylaştı. Türkiye genelinde 1.200 kişiyle ve iş dünyasından 799 çalışanla yürütülen iki araştırma, yaratıcılığın yalnızca bireysel yetenekle değil, toplumsal ve kurumsal koşullarla da yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.
Yüzde 99 yaratıcı davranıyor, yüzde 41 kendini yaratıcı görüyor
Katılımcıların yüzde 88’i son bir yılda bozulan bir şeyi onardığını veya bir işi kendisine öğretilenden farklı yaptığını, yüzde 85’i eksik bir malzemenin yerine başka bir şey kullanarak işini tamamladığını söylüyor. Yüzde 80’i ise kendi eliyle bir şey üretmiş. Bu davranışlardan en az birini gerçekleştirenlerin oranı yüzde 99’a ulaşıyor. Buna karşılık kendini yaratıcı olarak tanımlayanların oranı yalnızca yüzde 41.
Bu farkın arkasında yaratıcılığın yalnızca sanatçılara ya da özel yeteneklere ait olduğu düşüncesi bulunuyor. Araştırmada yaratıcılığı doğuştan gelen bir özellik sayanların oranı yüzde 50; öğrenilebileceğini düşünenler ise yüzde 10.
Merak ediyoruz ama garantiyi tercih ediyoruz
Katılımcıların yüzde 64’ü alışık olmadığı şeyleri merak ettiğini belirtirken yüzde 68’i garanti olanı tercih ediyor. Risk alıp kaybeden birine ailesinde “Ben sana dememiş miydim?” denildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 60. Güvenli işini bırakıp belirsiz bir alana yönelenlerin desteklendiğini düşünenlerse yüzde 28’de kalıyor.
Bu yaklaşım çocukların geleceğine dair beklentilere de yansıyor. Ebeveynlerin yüzde 82’si çocuklarında iyi terbiye ve görgü görmek isterken hayal gücünü önceliklendirenlerin oranı yüzde 25, bağımsızlığı seçenlerin oranı ise yüzde 11.
Kriz yaratıcılığı besliyor, ekonomik kaygı engelliyor
Türkiye’de yaratıcılığın en önemli kaynağı olarak kriz anında çözüm üretmek gösteriliyor (yüzde 43). İlginç biçimde yaratıcılığın önündeki en büyük engel de aynı oranda ekonomik kaygılar. Araştırma, kısıtlı imkânlarla hızlı çözüm üretme becerisinin güçlü olduğunu, ancak bu beceriyi kalıcı yeniliklere dönüştürmenin ayrı bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.
18-29 yaş grubunda kendini hayalperest olarak tanımlayanların oranı yüzde 27 iken 50 yaş üstünde yüzde 2’ye geriliyor. Gençlerin yüzde 61’i yaratıcılığın en önemli kaynağını kriz anında çözüm üretmek olarak görüyor.
Kadınlardan yeni fikir bekleniyor ama deneme alanı dar
Çalışan kadınların yarısı işlerinde yaratıcı olmalarının beklendiğini belirtirken erkeklerde bu oran yaklaşık üçte bir. Buna karşın iş yerinde daha önce denenmemiş yolların ciddiye alındığını söyleyen erkeklerin oranı yüzde 54, kadınlarınki yüzde 37. Planlanmamış bir fikri denemek için zaman bulabildiğini söyleyenler erkeklerde yüzde 71, kadınlarda yüzde 57.
Özkan bu tabloyu, “Kadınlardan yaratıcılık bekliyoruz ama bu yaratıcılığın ortaya çıkması için gerekli koşulları aynı ölçüde sunmuyoruz” sözleriyle değerlendirdi.
Her 10 kişiden 6’sı farklı düşünenin bedel ödediğini düşünüyor
Katılımcıların yüzde 47’si Türkiye’yi dünyanın geri kalanından daha az yaratıcı buluyor. Yüzde 43’ü Türkiye’den çıkan bir işin dünyada beğenilmesine şaşıracağını belirtiyor. Daha da çarpıcısı, yüzde 60’ı farklı düşünen birinin bunun bedelini ödediğine inanırken yüzde 47’si yaratıcılığını tam olarak kullanmak isteyenlerin yurt dışına gitmesi gerektiğini düşünüyor.
Özkan sunumunu, Hezarfen Ahmed Çelebi’nin uçuşu ve sonrasında sürgün edildiğine ilişkin tarihsel anlatı üzerinden bir soruyla tamamladı: Türkiye yaratıcı insanların yalnızca zor koşullarda havalanmasını mı bekleyecek, yoksa fikirlerini geliştirebilecekleri güvenli alanları da oluşturabilecek mi?
Rapor, Veri Enstitüsü’nün 1.200 katılımcıyla yürüttüğü toplum araştırması ile BAREM’in 799 çalışanla gerçekleştirdiği iş yeri araştırmasına dayanıyor.


Bir Cevap Yazın