İki sanat tarihçisi Burcu Aldinç ve Özlem Ünsal, sanatı fularlı entellektüellerin bir tablo üzerinde saatlerce yorum yaptığı galerilerden çıkarıp kafe ve restoranlara taşıdı.
Sanat galeriden çıkıp hayatın içine karışalı yıllar oldu. Dünya metropollerinde halka açık alanları sergi salonu gibi tasarlamak çok popüler. Örneğin Newyork’ta Botero heykelleri veya Paris’te Jeff Koons yapıtlarını sokaklarda görmek mümkün. Son birkaç yılın modası da sanatı kafelere restoranlara götürmek oldu. Keyifle kahvenizi yudumlarken genç bir sanatçının elinden çıkmış tabloları seyredebiliyorsunuz örneğin. New York, Londra, Paris gibi önemli dünya başkentlerinde sivrilmek isteyen tüm kafe ve restoranlar kendilerini sanatsal faaliyetlerle güncelliyorlar. Rekabet şartlarının çetin olduğu mekanlar bu şekilde müdavim kazanıyorlar. Dünyadaki bu yeni sanat akımı artık İstanbul’a da taşınmış durumda. Sanat ekonomisi ve mekan yazarı olan gazeteci Burcu Aldinç ile küratör Özlem Ünsal’ın bir araya gelerek kurduğu “bu bi proje” işte tam da bu tarz organizasyonlar yapan bir sanat makinası.
Amacımız posterleri kaldırtmak
Yarın öbür gün belki müze koleksiyonlarında isimlerini göreceğimiz genç sanatçıların eserlerini, şık kafelerde ve restoranlarda sergiliyorlar. Seçilen mekanların hepsi gençlerin gittiği mekanlar. Zira sanatçılar da genç. “Galerilerde sanat bir borsa haline dönüştü. Eserler belli bir kesim arasında el değiştiriyor. Biz gençlerin de düşük bütçelerle sanata yatırım yapmalarını teşvik etmeye çalışıyoruz” diyen Burcu Aldinç’in hedefi, genç evlerdeki posterleri kaldırtıp yerine sanat eseri koydurabilmek. “Bu bi proje”yi çağdaş sanata yeni bir platform oluşturmak için kurduklarını söyleyen Özlem Ünsal ise, hedeflerinin sanata daha fazla yer açmak olduğunu ifade ediyor. Proje kafe ve restoranlarla sınırlı da değil. Marka ve kurum binalarında da konsept sergiler düzenliyorlar. İkisi de sanat tarihi eğitimi almış olan Aldinç ve Ünsal, özellikle kafelerin sanat için ilham merkezleri olduğunu düşünüyor. Fikret Mualla’nın da, Picasso’nun da yolunun Paris’teki aynı cafelerden geçtiğini düşününce bu o kadar da şaşırtıcı gelmiyor…


Bir Cevap Yazın